15 Ocak 2012 Pazar

Orta Çağ Felsefesi Unite - 8 Francisco Suarez


  • Cizvitler hıristiyan dininin en etkili taikatlarından biridir 
  • Granada endülüs bölgesinde yer alan bir şehirdir. 
  • Francisco ortaçağın çok önemli bir kısmında buna paralel olarak pek çok filozofun üzerinde neredeyse anlaşmış olduğu konu varlığın (ens) tanımlanabilecek bir yapı olmadıığıdır. Bu kanaate varolmasındaki önemli neden varlığın en genel ve yalın bir kavrayış olmasıdır. 
  • Thomas Aquinas De Ente et Essentia (Varlık ve Öz hakkında) adlı önemli eserinde varlık hakkında şu belirlenimde bulunmaktaydı; Aristotoles'in Metafizik'İn beşinci kitabında dedigi gibi kendi başına varlığın iki anlamı olduğunu bilmek gerekir bir anlamıyla on kategoriye ayrılan varlık bir başka anlamıyla da önermelerdeki doğruluğu gösteren varlık. Bu iki anlam arasındaki fark şudur: ikincisinde kendisi hakkında olumlu bir önerme oluşturulabilen her şeye nesne bir kaşılığı olmasa bile varlık denir. Yoksunluklara ve degillemelere varlık denmesi işte bu anlamdadır. nitekim degillemenin bir karşıtı evetleme var ve göz körülük var deriz. Ama birinci anlama göre ancak gerçeklik alanında bir karşılığı olan şeye varlık denebilir bundan ötürü körlük ve buna benzeyen şeyler bu anlamda varlık degildir. Ne demek istiyosa artık.
  • Varlığın ikili ayrımı konusuna karşı çıkan anlayış ise duns scotus tarafından geliştirilmiştir. Dusn Scotus felsefesini takip edenlerin bulunduğu gruba gelenek içinde Scotistae adı verilmiştir. Bu grup Thomasçıların üzerinde durduğu ayrımı temel olarak benimsemişlerse de ayrımdaki özvaroluş çatışmasına azaltmayı tercih etmişler sorunu gerçeklikteki bir sorun olmak yerine daha çok biçimsel bir m konu olarak göreyi tercih etmişlerdir. Başka şekilde ifade edecek olursak onlara göre yaratılmış varlık gerçeklikte ancak formel olarak özden ayrı bir varoluş sergilemektedir. Dolayısıyla herhangi bir varolan kendi özüne ilişkin varolştan gerçekten ayrı degildir. Bu ikisi arasindaki fark bir tarz farkıdır.
  • Francisco basşlıbaşına bir metfizik incelmeyi kaleme alan ilk skolastik fizlozoftur.
  • Ondan önceki tüm skolastik filozoflar aristotoles'in metafizik adlı eserinin üzerine yorumlar kaleme alkmşlardır. 
  • Bu tür bir davranışın temel nedeni hemen heğsinin aristotoles'i gelmiş geçmiş ve gelecek filozoflar arasındaki en akllısı olarak kabul etmeleridir. 
  • MEtafizik bir bilimdir ve bu bilimin konusu veya nesnesi varlık olarak varlık şekilde ratif edilmektedir. (Ens qua ens)
  • Francisco gore eger metafizikççinin ilgi alanında hem maddi hemde maddi olmayan nesneler söz konsuysa o taktirde varlığın formek bir kavrayışının bulunması zorunludur. 
  • Thomas Aquinas'in gerçeklik alanında bir karşılığı olmayanın varlığından söz edemeyiz tarzındaki yaklaşım Franciscı tarafından kabul görmekz Ona greo varlık şuan da gerçeklik alanında yer almayıp bir zaman sonra yer alma potansiyeline sahip olanları da kapsamaktadır. Burada vurgulanması gereken öenmli bir özellik şudur. Francisco'ya gore aktüel varlık olası varlığın sadece belli bir durumunu ifade etmektedir. Başka kelimelerle dile getitecek olursa aktüel varlığın duruman bakarak bu durumun mümkün olanın sınırıfnı çizdiğini ileri sürmek anlamsız olacaktır. Bu yüzden francisco'ya gore gerçek varlığın aktüelleşmiş kısmından başka bir şey degildir. Bu duruma bir örnek vermek gerekirse insan akllı bir hayvan olarak hayvanların sınırlı belli bir durumunu işaret etmektedir. 
  • Öz dediğimiz şey gerçekten varolmadığını sürece bizimona o sanki vamrış gibi yönekmemiz söz konusu olamaz. 
  • Bütün bir ortaçapda ve dolaysıyla skolastik felsefede ayrım yapılmadan kabul gören şey öz ve varoluşun tanrı bir ve ayrı olduğu düşüncesidir. Bununla birlikte onun  yarattıklarının varolma sebebi doğrudan doğruya özleri değildir. DÜnyadaki bütün yaratılmış varlıkların varolma nedenleri onları tanrı'nın yaratımış olmasıdır. Varoluşları bizzat kendi özlerinden kaynaklanmadığı içide yaratılmış olanlara aynı zamanda zorunsuz varlıklar da denmektedir. Bunun karşısında yer alan tarnri ise biraz önce dile getirmiş olduğumuz gibi zorunlu bir varlık olarak anlaşılmalıdır. 
  • Öz varoluş arasındaki ilişki sorununda temelolarak üç ana anlayış ortaya çıkmaktadır. Bunlardan ilki Thomas Aquinas'in ikinci Duns Scatus'un görüşlerinin içermektedir. Üçüncü anlayış bir bakıma Suaresz 'in de benimsmiş olduğu yaklaşımdır. Buna göre öz ve varoluş gerçekten ayrılmış yapılar degildir. bunlar ayrılması haklarında ayrıymışlar gibi konusulmasınaın nedeni akuldadır. Başka bir şekilde ifade eilecek olursa varoluş ve özün ayrılması sadece düşüncede mümkündür. 
  • Suarez'e gore özün varolmak olan tek bir varlık vardır oda tanrıdır. Söz konusu olan skolastik felsefe olduğuna göre bu noktada tanrı kanıtlamasını tıpku Scatus'ta olduğu gibi ele almaktadır. Thomas Aquinas'ın yaptığı gibi kozmolojik bir kanıtlamaın uygun olmadığını düşünen Suarez'e gore dığa felsefsei içinde kalarak ve hareketi başlangıca koyarak tanrının varlığının kanıtlanmasına olanak yoktur. Bilindiği gibi Thomas Aquinas Beş yol adı verilen kanıtlamasınnın Francisco gore en zayıf tarafı her hareket ettireilen şeyin mutlaka bir başka şey hareket ettirildiği düşüncesiydi Ona göre böyle bir zorunluluk anlamsızdır. Etrafımızda pek çok şeyin kendi kendine hareket ettirdiğini görebiliriz dahasi gezegenlerde kaynağı kendilerinde olan bir hareketi sergilemektedir. Bu yüzden buradan hareketle tanrının varlığını kanıtlamak olanaksızdır. 
  • Herşey üretilmiştir. Bu ne yaman celiskidir deminden kanıtlanamaz demiyomuydun ibne françiz!.
  • Her üretilen bir başka şey yarafından üretilmiştir bu başka şeyde üretilmiş ise o zaman oda bir başka şey tarafından üretilmiştir Bu sonsuza kadar bu şekilde devam edemeyeceğinden br üreticinin en başta bunu bizzat kendi etki gücüyle gerçekleştirmesi gerekir. ÜRetilmemiş ama üreten yaratılamış ama yaratan varlığa bu şekilde ulaşabilirizi. 
  • Ona göre tanrı bir tanedir ve bunu da kanıtlamanın iki değişik biçimi bulunmaktadır. Bunlardan ilki pasteriori bir içeriğe sahiptir. Evrendeki herşeyin kendi içinde bir düzeni ve şeyler arasında da bir sıradüzeni bulunmaktdır Bunu idare eden bir güç olmalıdır ve bu da tanrı'dan başkası degildir. İkinci kabutlma da a priori nitelik taşır. Buna göre yukarıda da dile getirilen gibi tanrı evrendeki tek zorunlu varlıktır zira onun özü varolmaktır. Evrenin tümünde bu özelliği taşıyan ikinci bir varlığın bulunması olanaksız olduğundan tanrı tektir. 
  • Ona göre dogal yasa akılsal özellikleri olan yaratılmış bir varlıkta ezeli ebedi yasadan pay alma yoluyla ortaya çıkmaktadır. 
  • Auarez'e gore dogal yasa insandaki dpgru akıl olmakla birlikte yasa aklın degil iradenin bir eseridir. 
  • Öz varoluş arasındaki ayrımı ortaya koyması ve bunun sadece akılda ortaya çıktığını söylemsi onu elbette tümller tartışması içinde adçı kanata yaklaştırmaktadır. 
  • Francisco varlık terimini ikiye ayırarak anlamaya çalışır. Ens bazı durunlarda olmak fiilinin sıfat hali gibi kullanırlır bu türden kullanımıyla varlık varıolma eylemini sergiler bu durum aynı zamanda varoluş edimi anlamına da gelmektedir. Başka kelimelerle varlık gerçekten varolan anlamında düşünülür bunun dışında terim varlığa gelen veya varlıpğa gelebilecek olan özü işaret eder. yani bir gerçek özle birlikte olan şeyi anlatır. Dolayısıyla varlık sadece gerçekten varolanları degil fakat aynı zamanda varolsunlar veya olmasınlar kendinde gerçek varlıkları da içermektedir. bu ifadeden anlaşılması gerken varlık da mümkün varlıktır. 
özet olarak francisco nun ahval ve şeraitini hiç begenmedim. ben bu adamin soylediklerine calismayacagim bence sizde calismayin kafaniz gereksiz yere karışır. yinede çalışırsanız belki şirinleri de görebilirsiniz.

8 Ocak 2012 Pazar

Orta Çağ Felsefesi Unite - 7 Guillelmus De Ockham ve Nicolaus Cusanus

Guillelmus De Ockham
  • XIV. yuzyilin en etkili filozofu olan Ockham aynı zamanda en önemli mantıkçılardan birisidir. 
  • Incil daha sonrada Sententiae uzerine dersler verdi.
  • Ockham kendisinden önce neredeyse geneleneksel hale gelen tanrı kanıtlamaları ile tanrının nitelikleri konusunda Duns Scatus'un yaklaşımına karşıt bir tavır sergilemiştir. 
  • Aşagı yukarı Aristotolesçi bir çizgi üzerinde ilerleyen Ochgam'a göre akıl soyulama yaparak Tanrı'nın bilgsine ulaşamaz. Zira Aristotoles'te de olduğu gibi aklın birincil nesnesi maddi nesnelerin doğasi yani formdur.
  • Scatus Tanrı'yı mutlak üstün yetkin biricik ve sonsuz şeylerin etkin ve nihai nedeni olarak anlamıştır. Bununla birlikte OCkham'a gore insan aklı bu biçimde özellikle olan bir varlıkgı anlgılamak bakımından yetersizdir. CÜnki Tanri amddi bir nesne degildir.
  • Ockham Ordinatio II 9'da Tanrı'nın kendsine ve digerlerine yüklenebilir bazi ortak kavramlar sayesinde bizim tarafımızdan algılanabilecegi kabul etmektedir. Bu ne yaman celiski Ockham efendi!
  • Ockham Anselmus'un tersine Tanrı'ya ilişkin olarak insanda bulunan bir kavramın dolaysız bir şekilde ilahi özü yani Tanrı'ın özünü degil fakat onunla ilgili insandaki zihinsel temsilleri içerdigini düşünmektedir. Bu temsiller elbette dogrudan dogruya Tanrı'dan hareketle elde edilen kavramlar olmadıklarından bunların ilahi özü yeterince yansıtmadıkları açıktır.
  • Ockham'ın Duns Scatus'u tanrı anlayışı konusunda eleştirdiğini dile getimiştik. Bu eleştiri temel olarak şu şekilde oluşmaktadır: Ockham' gore Duns Scotus'un yapmaya calistigi sey kanitlma ortaya koyarken geriye dogru gitmektir. Bu geriye dogru gidiş belli bir benzerligin biribirini takip etmesinden baska birsey degildir. Bununla birlikte bütün bu dizinin içinde yeralan bireyselliklerin hepsinin birden nedeni olarak düşünülen etkileyici neden bu dizinin dışındadır. Başka kelimelerle dile getirecek olursak Scatus'un burada yaptığı şey bir kanıtlamada geri doğru giderken dizinin dışından bir şeyin o diziye etkilediğini ileri sürmektir. 
  • Ockhama gore ilkin ilahi sifiatlar ilahi yetkinligin bizzat kendisidir ve bundan dolayi da Tanrı'dan bütünüyle ayrılamaz bir yapı oraytya koymaktadirlar. Bu ilk anlamıyla tailahi sifatlarin Tanrı'da olduklarını söylemek doğru olmaz. Ockhama gore bunlar Tanrnın kendisidir. Bir diger anlamıyla ilhai sıfatlar tanr'ya yüklemlenebilen yüklemler imlerdir. Bu durumlarıyla ilahi sifatlarin kavramlar olarak düşünülmesi ve bizzat kendilerini yetkinleştiren özellikler olduklarını söylemek daha doğru olacaktır. 
  • Ockham bu ikinci türden ilahi sıfatların da gene üç farklı kategorde degerlendirilebileceğini düşünmektedir. Bu sıfatların bazıları ilahi özü mylak bir şekilde ve olumlu olarak imlemektedir. Bu gruptaki sifatlara akıl ve irade örnekleri verilebilir. Öteki kategori altinda  anilan sifatlar sadece ilahi özü degil fakat anı zamanda baska bir şeyin çağrıştırmaktadır. Bu türden sifatlara örnek olarak Yaratan ve Yaratıcı verilebilir. Son olarak olumsuzluk ifade eden sifatlar gelmektedir. Bunlar her ne kadar şeklen olumsuz iselerde amlamca olumlu bir özellik göstermektedirler. Butürden sıfatların hepsi birer kavram olmaları itibariyla birbirlerinden ayrıdır. Bu sıfatlarbizim tanrı hakkında konuşmamıza yardımcı olmaktadır ve hepsi deilahi özü işaret etmektedir.
  • Ona gore bilgi ikiye ayrılmaktadir Bileşik bilgi ve bileşik olmayan bilgi.
    • Bileşik olmayan bigiye ornek olarak Sokrates, İnsan ve ya beyaz verilebilir 
    • Birşik olan bilgiye ornek olarak Sokrates beyaz bir insandir ifadesinde olduğu gibi reimlerden oluşan bir önerme verilebilir. 
  • O halde bileşik bilgi bir önermenin bilgisidir 
  • Bileşik olmayan bilgi kendi içinde ikiye ayrılır
    • Sezgisel bilgi
    • Soyutlayıcı bilgi
  • Dogal bilgi dedigimiz bilginin olusmasi icin iki kanal bulunmaktadir Bunlardan ilki fiziksel yani duyulanabilir nesnelerin sezgisi ikincisi ise iskolojik etkinligin sezgisidir. 
  • Herhangi bir şeyin sezgisel bilgisi o şein varolup olmadığına ilişkin bilgi verir öyleki eger o şey varsa o zaman aklımız hemen şeyin varolduğuna dair bir yargıda bulunur ve apaçık bi eşekilde oşeyin var olduğunu bilir. Bireysel varoluşların tümü zihin dışında bulunmaktadır. Ortaçapda Thomas Aquinas ve Duns Scotus gibi kendisinden önce gelen düşünürlerin ortalama bir gerçekçilik izlediğini söyleyen Ockham'ın tümeller konusunda Porphyrios Osagoge'desorduğu sorular şu yanıtları verir.
    • Cinsler ve türler zihin dısında bulunamamaktadır onlar sadece zihindedir çünki onlar zihin tarafından şekillendirilmiş olan yönelimler ta da kavramlardır onlar şekilde im imledigi degidir. .......................................
  • Ockham tümellerin adlar veya terimlerden özdeş olduklarını savunmaktaydı. Ona gore teimler üç farklı biçimde olabilirler 
    • Zihinsel
    • Sözlü 
    • Yazılı
  • Terimler bir önermenin unsurlarıdır ve her bir terim zihinsel bir nesneyi işaret eder. Dil denilen şey kavramlara dayanan ve insanlar arasında ki uzlaşıma dayalı imlerden oluşan bir sistemdir. 
  • Terimleri iki ana kısımda  degerlendirebiliriz. 
    • Kategorematik terimler 
    • Sünkategorematik teimler.
  • Her kuğu beyazdır önermesindeki kugu ve beyaz kelimleri dogal veya uzlaşımsal bir şikilde bellibir nesneyi işaret etmektedir. Bundan dolayı bu tüden kelimelere kategorematik terimler denir. Bunlara aynı zamanda önermenin maddi özellikleri de denebilir. "Her" ve "dır" türünden kelimeler ise sadece kategorematik terimlerle ilgileri baglamında belli bir anlama sahip olabilirler. Bu yüzden bunlara sünkategorematik denir. 
  • Ockham ozellikle dil ve mantık konusunda son derecede geniş bir ufka sahiptir Onun bu dilsel ve mantıksal örgüde en önemli yere sahip olan terimlerle ilgili olarak brada dile getirilebilecekbir başka düşüncesi de "suppositio" anlayışıdır. En basit anlatımıyla sadece bir önerme içinde kullanıldığında bir yerime ait olan özelliktir. İnsan koşuyor ifadesinde insan terimi belli bir bireysel insanın yerine durmaktadır ve bu da bir kişisel suppositio örnegidir. Bununla birlikte insan bir türdür ifadesinde insan terimi basitçe kavramı işaret etmektedir ve bu da yalın suppositio olur. Bunun yanı sıra terim ne tür ne de akıllı bir canlı yerine geçmiyorsa yani insan yeriminde beş harf vardır ifadesindeki insan da maddi suppositio olarak anlaşılmadır. 
  • Ockham aynı konuda yalın ve karmaşık açıklamalarla karşı karşıya kaldığımızda bunlar aynı açıklama düzeyine sahip oldukları sürece daima yalın açıklamaları yeğlememiz gerktiğini savunmaktadır. Bu tarzda bir davranış aracılıyğla Ockham sahte açıklamalarınönünü kesmekte ve açıklamaya ferçekten katkı sağlama yetenegi olmayan unsurerı eleme yolunu tercih etmektedir. Bu yaklasıma fesefe tariginde Ochgam Usturası adı verilmiştir. 
  • Ockham gore aklak aklın ve baska zihinsel kosulların dikte etmesi sonucunda belirlenen iradenin gucunu uyhun dusen insani eylem bicimidir. Bu davranısların eylem tarzlarinin tek amaci iyiliktir. İylik herhangi bir seyin olmasi gerektigi gibi olmasidir. 
  • Bir baltanin bir agaci kesmesi onun kendine ilişkin işlevini yerine getirmesi dolayısıyla da iyi bir şey yapmasi anlamına gelmektedir Benzer bicimde fizik dünyadaki varolanları hepsi birden tanrı'ın iradesine upuygun bir sekilde varolduklarından onların hepsi birden hem iyidir hem de iyiyi arzulamaktadır.
  • Dünyadaki hersey elbette Tanrı'nın iradesine uygun bir sekilde yaratılmıstır. 
  • Tanrıyı algılayamaz çünkü tanrıo maddi bir nesne degildir. Ama tanrı dışındaki şeylerden soyutlamalar yaparak bir tanrı kavramı elde edilebilir. 
  • Ockham'a gore dünyadaki varolanların varolışlarını koruyan bir koruyucu nedenden söz edilebilir. Tanrı bu tür bir koruyucu olduğunu söylemek üretici olduğunu söylemekten daha ikna edicidir. Orckham'a gore semavi cisimlerin dünya üzerindeki etkilerini tecrube edilebilir. ama tanrı etkilerini tecrube etmek mümkün degildir. Ama tanrı ilahi sıfatlarını kullarak onun hakkında bilgi edinmek mümkündür.
Nicolas Cusanus
  • Ortaçağın son filozofu olarak tanıtırken bazılarda adcılık ile Yeniplatınculuğu o güne kadar denenmemiş bir tarzda birbirine baglayan kaynaştıran bir dahi olarak kabul etmektedir. Bazı yazılarda onunla ilgili şu çarpıcı soruda dile getirilmektedir. Antiklerin sonuncusu muydu yoksa modernlerin ilki mi?
  • Nicolas Casanus on besinci yuzyulun en parlak dusunuru olmakla kalmaz aynı zamanda kilise devlet adamı matematikçi kanun yapıcı ve diplomat olarak da one cikan bir isimdir. Bu yüzden pek çok farklı alanda çok sayıda yapıt ortaya çıkarmış birisidir. 
  • De Docta Ignoratia adlı yapıt esas itibariyle üç ana kitaptan oluşmuştur. 
    • Birinci kitap maximum absolutus (Mutlak sınırısızlık) veya Tanrı ile ilgilidir. 
    • İkinci kitap sınırsız kendini açması sonucunda ortaya çıkan evreni ele almaktadır. 
    • Üçüncü kitap ise daha çok ilahiyat konusularına egilmete ve isa ile ilgili bir sorgulama gerçekleştirmektedir. Biraz önce belirttiğimiz gibi ilk kitaptaki masimus Tanrıdır. 
  • Maximus her şey oldugundan onu aşabilecek onun sınırlarının ötesinde varolma imkanı bulabilecek herhangi bir varoluştan söz etmek mümkün degildir. Dolaysıyla yapıttaki ana konu Maksimus'un evrendeki varoluş ile olan ilgisi ve bu ilginin bilinip bilinemeyecegi sorunudur. Baskakelimelerle dile getirecek olursa Casanus bu yatında hakikat Tanrı ve insan arasındaki ilişkiyi degerlendirmektedir. 
  • Eskilerin bu kadar kuvvetli bir şekildedikle getirdiklerinden sonra Casanus'a gore bzimde ilk iş olarak cehaletimizi bilmemiz gerekir başka şekilde dile getirecek olursak Casanus artik sıranın bilmediğiimizi bilemeye geldiği söylemektedir. Şayet cahaletimize ilişkin bilgimizi bütünüyle elde edebileirsek o zaman çğrenişmiş cehalet denilen duruma yükselmemiz işten bile olmayacaktır. Böylelikl einsanlar bilgisizliklerini ne kadar fazla belirlerse o kadar fazla öğrenecekleri şey olduğunu farkedeceklerdir. 
  • Casanus en yüksek derecedeki cehaleti öğrenme ile ilgileneceğini söyler bu da sınırsızın kavranışı ile ilgili olduğundan ona maksimus adını verir. Maksimus kendisinden daha büyüğü olamayan demektir. 
  • Insanin tanriyi tanimasi Isa'nin vahyi araciliyla gerceklesmektedir. Evrende çeşişkilerin birliginden kaynaklanan bir uyum vardır. Evrenin bir sınır çevresi olmamakla birlikte sınırsız da degildir. Evrenin bir sınırlayıcı çevresin bulunmadığından merkezi yoktur.Dünya da diger gök cisimleri gibi hareket eder. En öenmli saptamalarından biri de hareket  ile mekan arasinda izleyen açısından göreli bir ilişki oldugudur. 

7 Ocak 2012 Cumartesi

Açık Öğretim Fakültesi Felsefe Bölümü 2. Sınıf Final Bütünleme Soru ve Cevapları

http://dl.dropbox.com/u/12640072/files/aof-felsefe-2-sinif-gecmis-donum-final-butunleme-sorulari.rar
adresi üzerinden geçmiş yıllara ait Açık Öğretim Fakültesi Felsefe Bölümü 2. sınıf final bütünleme soru ve cevaplarına ulaşabilirsiniz. 2006 ila 2011 yillari arasi sinav sorulardır içersinde bulunan dersler soyle:

  • Antropoloji
  • Epistemoloji
  • Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi
  • Felsefe
  • Metafizik
  • Ortaçağ Felsfesi
  • Yurtdaşlık ve Çevre Bilgisi
Burada tüm dersleri ayrı ayri derleyip paylaşıma sunan hedefaof.com adresine tesekkur etmek gerekir. 


4 Ocak 2012 Çarşamba

Orta Çağ Felsefesi Unite -6 Latin Ibn Rüştücülüğü ve Ioannes Duns Scatus

LATIN IBN RUSDCULUGU

  • Ortaçağ onu Aristotoles'İn en iyiyorumcusu olarak kabul etmiş ve kendisine "Commentator" yani Yorumcu unvanını layık gormustur. Ibn Rüşd'ün bu ekisi elbette tesadüf degildir.
  • Agostine Nifo 1500 yili civarinda yazmis oldugu bir yazida kendisini İbn RÜşdcülüğün kurucusu olarak anmaktadir.
SIGERUS BRABANT
  • Aristotoles'in Ibn Rüşd agirlikli yorumlarını okuyuo öğrtmiş metafizifinde Aristotolesçi ve Yeniplatoncu öğeleri kaynaştırmıştır.
  • Oda aristo gibi metafiziği varlık olarak varlığın bilgisi olarak görmüş şeylerde varlık ve var olma potansiyeli olmak üzere iki yön bulunduğunu savnumuştur. 
  • Ona göre Tanrı ilk varlık ve bütün şeylerin ilk nedenidir. Ama bir büyün olarak evren evrende yer alan türler ve insan tanrı tarafından yaratılmamış ezeli ebedi şeylerdir. Ay altı dünyada olumsallık hülüm sürer vebu olumsallı maddeden kaynaklnır tanrı bile gelecekteki olumsal olaylari bilemez. Ay altı alemde hiçbirşey kesin ve zorunlu degildir. 
BOETHIUS DACUS
  • Boethius Dacus bazılarina gore cağini asan tarzda adci (nominalist) bir anlayışa sahiptir. Ona göre varolmayan şeyler hakkında doğru önermeler kurmak olanasıdır.
  • Farklı türden bilimlerin kendi alanları içinde bağımsız bir şekilde uğraş vermelerigerektiğini savunan Boethius Dacus'a gore birkac bilim soz konusudur. Bunlardan bir tanesi fizik ve doğa bilimidir. Fizigin uğraş alanı doğanın kendisidir. Doğa yani Eskiçağ Felsefesindeki physis varolanların kendisine araştırma konusu olarak alır. 
  • Adcıdır.
  • Dünyanin yoktan ve sonradan yaratıldığı tezinin bilimsel bakımdan kanılanamayacağını savunmutur. bilimin sınırlarını belirlemek konusunda hassar bir tutum sergilemiş. 
  • Bilimi akısal ilkeler bağlamında biçimkendirmiş ve aklın ilkelerini vahyin hakikatlerinden öneli görmüştür. 
  • Başlıca bilimlerden biri olarak gördüğü fizğin yaratılışı inceleme konusu edinemeyeceğini ama metefizik bakımdan ve akılsal araçlar kullanılarak bir ilk nedenin varlığının ortaya konabileceğini savunmuştur. Akıl ve iman ya da felsefe ile ilahiyat arasina kesin bir ayrım koymuş ama bu alanların her ikisinin de kendi sinirlari içinde kalmak kaydıyla doğru yargılar üretebileceğni savunmuştr. Onun bu görüşü bazılarınca çifte hakikat öpğretisi olarak adlandırılmıştır. 
IOHANNES DUNS SCOTUS
  • Duns Scatus ozellikle metafizik alanındaki düşünceleriyle kendisinden sonra gelen düşünce insanlarını etkilemiştir. Duns Sacatus da Thomas Aquinas gibi bir ilahiyatçı olmasına ve onunla aynı imanı paylaşmasına rağmen özellikle varlık olanındaki felsefi düşünceleriyle Thomas Aquinas'tan deri biçimde ayrılmaktadır. Bu yüzden Scatusçuluğun Thomasçılıktan farklı bir alanda varolduğunu belirtmek gerekir. 
  • Büyün Ortaçağ filozoflarının kabul ettiği Aristotolesçi bilgi anlayışın genel anlamda Duns Scotus' da kabul etmektedir. Bu genel anlayışa göre bütün bilgimiz duyulardan kaynaklanmaktadır. Duyularımız aracılığıyla elde ettiğimiz imagelerdeki maddi unsurlar etkin akıl tarafından soyutlanmaktadır. Soyutlanma aracılığıyla ortaya çıkan anlaşılabilir nesneler edilgin akılda yer almaktadır.Bu anlaşılabilir nesnelerin tümü de bilinen nesneleri temsil yetenege sahiptir 
  • Duns Scatus'un kabul etmiş olduğu bir başka özellikte insan aklının doğuştan Tabula Rasa olmasıdır. Bununla birlikte aklın sezgisel ve soyulayıcı yönü üzerinde daha fazla durmaktadır.
  • Duns Scatus'a gore insanin en yüksek güçleri onun aklı ve iradesidir. 
  • Duns Scatus akulda etkin ve edilgin olarak iki kısım olduğunu kabul etmektedir. Bununla birlikte bu kusumların bilgi elde etmek konusundaki işlevleri tamamen Duns Scıtus'a ozgu bir içerik taşımaktadır. Etkin aklın Thomas Aqıinas'ta olduğu gibi duyu imgeleri üzerine egilerek bir soyulama işlemine girişmesine gerek yoktur.Akıl dığrudan doğruya duyulanabilir nesneyee yönelmekte ve o nesnedeki anlaşılabilirlikten tümel kavramlar ortayaçıkarmaktadır. 
  • Duns Scatus'un da ilgilendiği öenmli soru şudur: Acaba nesnesi varolmadığı halde sezgisel bilgi mümkünmüdür? Duns Scatus'a gore bu soruya olumlu cevap verenler bir şekilde süğheciliği desteklemektedirler. Zira alguladığımız nesnelerin gerçekten varolup olmadıklarını kesin bir şekilde bilmenin olanaksızlığı o nesnelerin bilgsine ilişkin ciddi bir sorgulamayı da beraberinde getirmektedir. 
  • Duns Scatus Ganvado'nun düşüncelerine karşı çıkmış. n agöre en azından üç alanda ilahi aydınlanma olmaksızın şeylerin bilgisindeki doğruluk kesin bir şekilde elde edilebilir. Henricus de Gandavo ile olan tartışmasında belirtmiş olduğu 3 alan sunlardır:
    • İlk ilkeler be onlardan çikartilan hersey ilk ilkelere ornek olarak varlık vardır veya parca bütünden küçüktür gibi doğruluğundan kesin olarak emin olduğumuz ifadeleri verebiliriz. Bu türden ifadeler Scatus' a gore mantıksal işlemler aracılığıyla ortaya çıkmaktadır ve bilimsel içerikteki önermeler bu türden ilkeleri kendsine dayanak yaparak biçimlenmektedir.
    • Bla bla diye gitmiş yazmaya üşendim burayı yazmak isteyen olursa veya yorumlayan felan işte alta yorum bırakırsaniz düzenleyebiliriz.
  • Duns Scotus'tan önce ORtaçap Felsefesi tarihinde gördüğümüz en önemli tanrı kanıtlamaları Anselmus(Ontolojik) ile Thomas Aquinas'in (Kozmolojik) tanrı kanıtlamalarıdır. Thomas Aquinas Tanrı'nın varoluşunun etkilerinden hareketle bu etkilerin nedeni olan o'na ulaşmaya çalışmış kanıtlamasına temel olarak bu anlayış üzerine temellendirmiştir. Scotus'ta Thomas Aquinas'la bu başlangıç noktasinda hemfikirdir. Bununla birlikte Duns Scatus Thomas Aquinas'in etkilerin görünür olduğu alan olan duyulanabilri alanı ve duyu tercrubesine konu olan olguları tercih etmesine eleştirir. Scotus etkisini fizik dünya üzerinde gösteren biretkin varlk olarak tanrının ispati için başka bir yola başvurmuş ve etkin nedenin varlığının ispati için metafizik bir hakikati terci etmiştir. Ve su yaftayi yapistirmis bir eserinde bazivarolanlar üretilebilirdir. 
  • Duns Scatus'a gore iki tür iylikten söz etmek mümkündür. Bunlardan birincil olanı şeylerin doğal düzenine göre degil fakat doğru aklın buyruklarına göre biçimlendirmiş belirlenmiş olan nesneye yönelmiş olan iradeye bağlı eylemin kendsine ait olan bir iyilik türüdür. Sözgelimi hırsızılık veya adam öldürme bu doğru akla aykırı düşecek eylemlerdendir. Dolayısıyla Kutsal kitapta dile getirilen emirler yasaklar da bu doğru akla uygun buyruklar kapsamındadır. bundan dolayı insanlarin birincil derecede yerine getirmek zorunda oldukları buyruklar bunlardır. Bu buruklara itaat tarzındaki insan eylemleri özgür iradenin yerine getirdiği davranışın hedefindeki ahlaki iyiliğin akıtüelliğini sağlamaktadir. İkincil tarzda iylik ise davranışın biçimlendirilmesi esnasında yer ve zaman gibi çevresel koşılların dikkate alınması sonucunda ortaya çıkan hedefteki iyiliktir. Bu tarz iyilik dolayısıyla öncelikliolarak amacına ön planda tutmaktadır. Tanruı sevgisi tanrıyi sevmek nihai bir amaç olmasi bakimindan insanin en yüksek eylemini oluşturur. Tanrı bir hedef olarak seçildiğinde doğru akla aykırı olabilecek hiçbirşey olmayacaktır. Bundan dolayı iradenin insanı bütün özellikleriyle kendisine yönlendireceği nihai amaç tanrıdır. 
  • Duns Scatus doğru aklına ortaya çıktığı yerin Tanrı'nın iradesinde biçimlenen doğal yasa olduğunu düşünmektedir. Ona göre İlahi irade iyinin nedenidir. bu durumun böyle olmasınaın nedeni Tanrı'nın bir şeyin iyi olmasını istemesidir. 
  • Latin ibn rüşdcülüğü ibn rüşd etkisindeki latin filozoflarin ortaya koydukları birdüşünce hareketidir. Genel paris universitesine konuşlanmışlar. 
  • aklın yolunu izlemeye çalışırlar. ve bu düşüncefelsefenin ilahiyatla olan bin yillik birlikteliğinin sonu anlamına gelmekte ve onu bagimsiz bir disiplin olarak tanimaktataydi. Aristotoles felsefesinin yorumlanışındaki dini etkileri gidermeye çalışmışlardır.İlahiyatla çakışmamaya özen göstermişlerdir. Bu görüsleri benimseyenlerse Sigerus de Brabant ve Boethius Dacus'un görüşlerinde temsilini buldu. 
  • İnsanin en yüksek güçleri akıl veiradedir. Akıl etkin ve edilgin olarak ikiye ayrılır.
  • Etkin akil Aquinas'in savunduğunun yerisne doğrudan duyulanabilirlikten tümel kavramlar ortaya çıkarır. Duns Scotus'a gore segizel bilgi gerçeklik alanındaki gerçek şeylerin bilgisidir. Soyulayıcı bilgi ise gerçeklik dünyasında bulunmayan soyulamalarla iglili de olabilir.
  • Scotus en az üç alanda aklın kesin bilgi elde edebileceğini savunmuştur 
    • İlk ilkeler ve onlardan çıakrtılan herşey 
    • Gözlemlenebilir şeylerdeki düzenlilikten yola çıkılarak varolan yasalar.
    • Kendimize ait eylemlerimiz 
  • Duns Scotus Tanrı kanıtlamasın da bilgi öğretisne paralel birçizgi izlmiş ve posteriori bir tanri kanıtı ortaya koymuştur. Yani etkilerden nedenlere ilerlemiş önce Tanrının evrendeki etkilerini inceleyip oradan bu etkilerin nedeni olan Tanrıya ulaşmıştır. Tanrı evrenki tüm üretimlerin ilki olarak ilk üretendir 
  • Duns Scotus'un ahlak anlayışı irade konusunda ki düşünceleiretrafında şekilleniştir. İradenin akıldan biçimsel olarak ayrı olduğunu akıldan yüksek bir yeti olduğunu ileri sürmüştür. İrade akıl tarafından bilinen nesnesine özgür bir şekilde seçtiği sürece akılsaldır. 
  • İyi olmak varolanların bi özelligidir hedeftir. 
  • Yani ahlakilik akıl ve özgürlük üzerine kurulur.
  • Scatus doğru aklın ortaya çıktığı yerin Tanrının iradesinde biçimlenen doğal yasa olduğunu düşünür. Sınırlı irade den kaçınmayı emreder çünkü sinirli insan varoluşsal anlamda sinirsiz yaratıcısının buyruklarıyla kuşatılmış durumdadır.